BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ

Site boyunca belirtildiği gibi tarih boyunca birçok Müslüman, Allah yolunda yaptıkları faydalı çalışmaların, Allah'ın tek ilah olduğunu anlatmalarının karşılığında inkarcı kesimler tarafından hapisle cezalandırılmıştır. Ama onların hapiste bulunmalarının nedeni bir suç işlemeleri, kanunlara karşı gelmeleri değildir. Müslümanların güzel ahlakı insanlar arasında hakim kılmasından ve dolayısıyla kendi kötülüklerinin ortaya çıkacağından, kötülüklerden elde ettikleri çıkar ve menfaatlerin yok olacağından korkanlar, Müslümanlara hep iftiralar atmışlar, halkı ve resmi mercileri onlara karşı kışkırtmışlardır.

Benzer olaylar Bediüzzaman'ın yaşamı boyunca da sık sık tekrarlanmıştır. Kendisi ve talebeleri Kuran ahlakını anlatmak için halisane bir çaba yürüten, mevki ve makam hırsı olmayan, siyasetten özellikle uzak duran, imansızlık akımlarına karşı insanları Kuran'ın sunduğu barış ve huzur ortamına davet eden, devletin bütünlüğüne ve milli ve manevi değerlerine zarar verenlere karşı mücadele eden kimseler olmalarına rağmen hep asılsız ve çirkin iftiralarla itham edilmişlerdir. Bunun sonucunda ise haklarında soruşturmalar başlatılmış ve yıllarca hapiste tutulmuşlardır. Her defasında ise aklanmışlar ve hiçbir suçlarının olmadığı görülmüştür. Ancak bu esnada tutuldukları hapishaneler onlar için birer Yusuf Medresesi olmuş, manevi dereceleri, samimiyetleri, kararlılıkları, birbirlerine olan bağlılıkları, ihlasları pekişmiş, güçlenmiştir.

Bediüzzaman'ın maruz kaldığı uygulamalar, kendisine atılan iftiralar Kuran ayetlerinin birer tecellisidir. Hayatı kısaca gözden geçirildiğinde dahi Kuran'da aktarılan ve salih müminlerin karşılaştıkları olayların çok benzerlerini yaşadığı ve bu olaylara karşı Kuran'da haberleri verilen güzel ahlaklı müminler gibi davrandığı açıkça görülebilir. Bu nedenle Bediüzzaman'ın hayatına kısaca bakmak, bugüne örnek olması açısından da faydalı olacaktır.

Bediüzzaman Said Nursi'nin Hayatı:


Said Nursi yakın geçmişimizde yetişmiş en büyük İslam alimlerinden ve fikir adamlarındandır. 1873'te Bitlis'in Hizan ilçesine bağlı Nurs köyünde dünyaya gelmiş, 1960'da Şanlıurfa'da ölmüştür.

Genç yaşta edindiği dini ve pozitif bilimlerdeki derin bilgisi, devrin ilim çevreleri tarafından kabul görmüş, küçük yaştan itibaren dikkati çeken keskin zekası, kuvvetli hafızası ve üstün kabiliyetleri dolayısıyla "çağının eşsiz güzelliği" anlamına gelen "Bediüzzaman" lakabıyla anılmaya başlanmıştır.

 


Kuran ahlakı için hiçbir hizmetten kaçınmamış, bu yüzden masonların ve din düşmanlarının birçok suçlamasıyla karşılaşmış, sürekli baskı görmüştür.

Doğu'nun en acil ihtiyacı olarak gördüğü eğitim problemini çözmek için din ve eğitim bilimlerinin birlikte okutulabileceği ve Medreset-üz Zehra ismini verdiği bir üniversite kurulmasını sağlamak için 1907'de İstanbul'a gelmiştir. Derin bilgisiyle buradaki ilim çevresine de kendini çok kısa süre içinde kabul ettirmiş, çeşitli gazete ve dergilerde makaleler yayınlatmış, hürriyet ve meşrutiyet tartışmalarına katılmıştır. 1909'da 31 Mart olaylarında yatıştırıcı bir rol oynamış, fakat haksız ithamlarla sıkıyönetim mahkemesine çıkarılmış ve sonucunda beraat etmiştir.

Bu olaydan sonra tekrar Doğu'ya dönmüş, I. Dünya Savaşı'nda talebeleriyle milis kuvvet oluşturmuştur. Bediüzzaman büyük yararlılıklar gösterdiği I. Dünya Savaşı'nda Rusya'da esir düşmüştür. Üç yıl süren esaret hayatının sonunda Sibirya'daki esir kampından kaçarak Leningrad, Varşova, Viyana ve Sofya yoluyla İstanbul'a gelmiştir.

İstanbul'da devlet büyükleri ve ilim çevreleri tarafından büyük bir ilgiyle karşılanmıştır. Dar-ül Hikmet-i İslamiye azalığına tayin edilen Bediüzzaman, buradan aldığı maaşla kendi kitaplarını bastırarak parasız dağıtmıştır. İstanbul'un işgali sırasında işgalcilerin gerçek niyetlerini ortaya koyan Hutuvat-ı Sitte isminde uyarıcı bir broşür hazırlamıştır. Devrin Şeyh-ül İslam'ına baskı yaparak alınan "Anadolu'daki hareketin isyan olduğuna" dair fetvayı reddetmiş, milli mücadeleyi savunmuş ve destek olmuştur. Bu hareketleri Anadolu'da kurulan Millet Meclisi'nin beğenisini kazanmış ve Ankara'ya davet edilmiştir.

1922'de Ankara'ya geldiğinde devlet merasimiyle karşılanmıştır. Burada kendisine yapılan Şark Umumi Vaizliği, milletvekilliği ve Diyanet İşleri Başkanlığı tekliflerini reddetmiştir. Bazı milletvekillerinin İslam'a karşı olumsuz görüşler taşıdıklarını görünce 10 maddelik bir beyannameyi meclis kürsüsünden sunmuştur.

Şeyh Said isyanı çıktığında, olayla hiçbir ilgisi olmadığı halde, Van'da inzivaya çekilmiş olduğu mağaradan alınarak Burdur'a oradan da Isparta'nın Barla ilçesine götürülmüştür. Toplam baskısı 600.000'i bulan kitaplarını burada yazmaya başlamıştır. Ömrünün sonuna kadar, yaptığı çalışmalardan rahatsız olan çevreler tarafından eziyet görmüş, 1935'te Eskişehir, 1943'te Denizli, 1947'de Afyon ve 1952'de İstanbul Mahkemelerine çıkarılmış, Kastamonu ve Emirdağ'da gözetim altında tutulmuştur. Hayatının yaklaşık 30 yılını hapiste veya sürgünde geçirmiş, Risale-i Nur Külliyatı'nı bu zor şartlarda tamamlamaya çalışmıştır. Asrının en güzel Kuran tefsiri olan Risale-i Nur Külliyatı'nı 1952'de tamamlamıştır. Risale-i Nurlar 8 sene süren Afyon Mahkemeleri sonucunda Diyanet İşleri Danışma Kurulu tarafından teker teker incelenerek imani ve İslami eserler olduğu ve yayınlanmasında herhangi bir sakınca olmadığına karar verilerek beraat etmiştir. Beraatından sonra Risale-i Nur Külliyatı Adnan Menderes'in talimatıyla harekete geçen Demokrat Parti Isparta Milletvekili Tahsin Tola tarafından yeni harflerle basılmıştır. Kuran yolunda mücadeleyle geçmiş olan 87 yıllık hayatı 1960'da Şanlıurfa'da sona ermiştir.

Bediüzzaman'ın hayatının büyük bir bölümünün hapishanelerde, sürgünde, gözaltında geçmesi onun ve talebelerinin inançlarında ne kadar kararlı ve sabırlı olduklarını göstermiştir. Devletin ve milletin çıkarları için hizmet etmeye kendilerini adamış olmalarına rağmen, bazı çevrelerce hep devlete zarar vermeye çalışmakla suçlanmışlardır. Bu çevreler iftiraları ile, daima devletin ve milletin yararını düşünen bu insanları, halkın gözünde zararlı insanlar olarak göstermeyi ve onları küçük düşürmeyi amaçlamışlardır. Örneğin, bu çevreler sahip oldukları yayın organları ve benzeri vasıtalarla, Said Nursi ve talebelerini gizli ve dine dayalı cemiyet kurmak, rejime karşı çıkmak ve Cumhuriyet'in temel ölçülerini yıkmaya davranmakla suçlamışlardır. Bunun üzerine tevkif edilerek Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesi'ne çıkarılmak üzere Said Nursi ile birlikte 120 Nur talebesi, o dönemin bazı yazarlarının anlattığına göre, "sanki ihtilal çıkarmışlar gibi kamyonlarla elleri kelepçeli olarak" Eskişehir'e götürülmüşlerdir.

Bu arada belirtmekte fayda bulunmaktadır ki, tüm bu olaylar esnasında Türk polisi ve Türk askeri daima vicdanlı davranmış, Bediüzzaman'a ve Nur talebelerine karşı samimi ve anlayışlı bir tavır göstermişlerdir. Bazı dinsiz çevrelerin kışkırtmaları ve yarattıkları infial nedeniyle onlar görevlerini yerine getirmek zorunda kalmışlar, ama hakkın yanında olduklarını ifade etmekten de çekinmemişlerdir. Örneğin Bediüzzaman ve 120 talebesini Eskişehir'e götürmekle görevli askeri müfrezenin kumandanı kelepçelerini çözerek ibadetlerini rahatça yerine getirmeleri için onlara imkan tanımıştır.

Bir başka önemli İslam mütefekkiri olan Necip Fazıl Kısakürek Son Devrin Din Mazlumları isimli kitabında Bediüzzaman'ın ve Nur talebelerinin gözaltına alınmaları ile ilgili olarak şunları ifade etmektedir:

"Baskında Bediüzzaman ve talebelerine ait herşey ele geçtiği halde, ortada itham medarı olabilecek hiçbir şey yoktur. Böyleyken kendisini beraat ettirmiyorlar da idamlık bir ithamın teselli mükafatı halinde, 15 talebesiyle beraber hapse mahkum kılıyorlar...105 talebe de beraat kararı alıyor." Necip Fazil Kisakürek, Son Devrin Din Mazlumları, s. 223

Eskişehir Mahkemesi Bediüzzaman'a, Kuran-ı Kerim'den bazı ayetleri tefsir ettiği için 11 ay hapis cezası vermiştir. Eskişehir hapsi sırasında Bediüzzaman oldukça zor günler geçirmiştir. Onu ayrı bir hücrede tecrit etmişler ve türlü zorluklar yaşatmışlardır. Bu hapis sırasında Bediüzzaman'a uygulanan muamelelerden bazı örnekler çeşitli kaynaklarda şöyle aktarılmıştır:

"120 talebesiyle Eskişehir hapishanesinde bulunan Said Nursi tam bir tecrid içerisine alınarak, kendisine ve talebelerine çeşitli zulüm ve işkenceler yapılıyor. Talebelerinden Zübeyir Gündüzalp'in anlattığına göre 12 gün yemek verilmiyor." Necmettin Şahiner, Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursi, s. 298

"Zaten bize idam mahkumu gözüyle bakıyorlardı. Hiçbir ziyaretçi bırakmıyorlardı. 'Siz de idam olacaksınız bunlarla konuşursanız' diyorlardı. Geceleri pislikten, tahta kurularından, hamam böceklerinden uyumak kabil değildi." Necmettin Şahiner, Son Şahitler, c.1, s.8-83

Eskişehir Hapishanesi'nden tahliye olan Bediüzzaman Kastamonu'da karakol karşısında bir evde oda hapsine alınmıştır. 8 sene sonra gelen Denizli Mahkemesi 20 ay hapis cezası vermiş, daha sonra Bediüzzaman Emirdağ'a mecburi ikamete yollanmıştır.

Bütün bu olaylar sırasında sayısız işkence ve eziyete maruz kalmış, defalarca zehirlenmiştir. Son derece yaşlı ve hasta olan Bediüzzaman, özellikle soğuk, nemli ve havasız hücrelerde tutulmuştur. Hapishane günlerindeki hatıralarını Said Nursi şöyle anlatmaktadır:

"Pek basit bahanelerle kışın en şiddetli soğuk günlerinde beni tutuklayarak büyük ve gayet soğuk iki gün sobasız bir koğuşta tecrid içinde hapsettiler. Halbuki ben küçük odamda günde birkaç defa soba yakarken ve daima mangalımda ateş tutarken, zafiyet ve hastalığımdan zor dayanabilirdim." Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur Külliyatı, Yirmialtıncı Lema, s.258

Bediüzzaman sözlerinin devamında, önceki bölümlerde de bahsettiğimiz gibi, çektiği bu sıkıntıları hafifleten tesellinin mahkumların İslam'a girmeleri olduğunu söylemektedir.


Bediüzzaman'a Yapılan Suçlamalar



Dini ve manevi değerlerin yaygınlaşmasından hoşnut olmayan çevreler Said Nursi için de daimi taktiklerini uygulamışlar ve Bediüzzaman'ın hayırlı çalışmalarını engellemek için tüm halkı ve resmi mercileri ona ve Nur talebelerine karşı kışkırtacak şekilde bir karalama kampanyasına başlamışlardır. Dönemin muhalif gazeteleri Bediüzzaman ve talebeleri aleyhinde propaganda ve uydurma yazılar yayınlamışlardır. Bazı şahıslar, hayali iftira senaryoları için parayla tutulmuşlardır. Ancak her defasında mahkemeler Bediüzzaman'ı ve arkadaşlarını tüm bu suçlamalardan beraat ettirmiş, çocukların dahi anlayacağı basit ve acemice iftiralara tevessül edenler kendilerini kamuoyu nezdinde küçültmüşlerdir.

Bu çevrelerin düzenledikleri iftira ve saldırılar incelendiğinde hemen hepsinin tarihte müminlerin karşılaştıkları iftiraların birer benzeri oldukları görülmektedir. En başta "dini istismar ediyor" olmak üzere, "çevresindekileri kandırıyor", "sapkındır", "delidir", "ona uyanlar cahil kesimdir" suçlamaları...Bunlar Kuran'da defalarca dikkat çekilen, müminlere yöneltilen iftira ve suçlamalardan bazılarıdır.

Her mümin Kuran'daki, "Biz hangi ülkeye bir uyarıcı korkutucu gönderdikse, mutlaka oranın refah içinde şımaran önde gelenleri: 'Gerçekten biz, sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyi tanımıyoruz' demişlerdir." (Sebe Suresi, 34) ayetinde de belirtildiği gibi kavmin önde gelenlerinin tepkisiyle karşılaşmıştır ve karşılaşacaktır. Bu, Allah'ın değişmeyen bir kanunudur ve bu tepkilere maruz kalmak müminlerin doğru yolda olduklarının açık delilidir.

Kuran'ın yüzlerce ayetinde anlatılan bu suçlama ve saldırıların Bediüzzaman Said Nursi ve talebelerinin yaşamlarında da tecelli etmesi, izledikleri yolun doğru ve verdikleri mücadelenin etkili olduğunun açık bir göstergesidir. Bu olaylarla, Kuran ahlakı yolunda mücadele veren bütün müminler karşılaşacaklardır. Allah bu gerçeği bir ayetinde şöyle bildirir:

Yoksa sizden önce gelip geçenlerin hali, başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? (Bakara Suresi, 214)

Çeşitli zorlukların, zulümlerin, suçlamaların geçmişte salih müminlere ve peygamberlere de isabet etmiş olması kuşkusuz tüm Müslümanların ibretle üzerinde düşünmesi gereken bir konudur. İşte bu nedenle Bediüzzaman Said Nursi'ye yapılan sayısız karalama ve saldırıdan ve komplolardan, Kuran ayetleri ile birlikte bazı örnekler vermek tüm Müslümanlar için faydalı olacaktır.

Bediüzzaman Said Nursi'ye Yöneltilen İftiralar: Dini şahsi çıkarlara alet etme iftirası

Bediüzzaman'a yöneltilen en büyük suçlamalardan biri, yürüttüğü faaliyetlerden, maddi ve manevi çıkar elde etmek, üstünlük ya da para peşinde koşmak istediğine yönelik iftiradır. Dünyadan hiçbir beklentisi olmayan, hiçbir malı mülkü bulunmayan, kendi deyimiyle "kendisini beğenmemeyi kendisine meslek edinen" ve son derece mütevazi bir hayat yaşayan Bediüzzaman'a talebelerinden para sızdırmak, liderlik hırsını tatmin etmek gibi basit iftiralar atılmıştır. Ayetlerde müminlerin bu tür iftiralara uğradıklarını görürüz:

Bunun üzerine, kavminden inkara sapmış önde gelenler dediler ki: "Bu, sizin benzeriniz olan bir beşerden başkası değildir. Size karşı üstünlük elde etmek istiyor...(Mü'minun Suresi, 24)

Onlar: "Siz ikiniz, bizi atalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol)dan çevirmek ve yeryüzünde büyüklük sizin olsun diye mi bize geldiniz? Biz, sizin ikinize inanacak değiliz" dediler. (Yunus Suresi, 78)

Elbette Said Nursi tüm Müslümanlara örnek olan yaşamıyla ve geride bıraktığı eserleriyle bu iftiranın tamamen asılsız ve uydurma olduğunu kanıtlamıştır.

Bediüzzaman'a uyanların küçük görülmesi

Bediüzzaman gibi büyük bir İslam alimini dinleyen, ondan istifade etmeye çalışan talebeleri hakkında da aleyhte propaganda yapılmıştır. Bediüzzaman'ın talebelerini saflıkla, akılsızlıkla, körü körüne bağlı olmakla suçlayanlar, geçmişte yaşayan inkarcılarla aynı zihniyeti taşıdıklarını göstermişlerdir. Kuran'da geçmişte yaşamış inkarcıların da kendilerini doğru yola davet edenlere şöyle söyledikleri bildirilir:

Kavminden, ileri gelen inkarcılar: "Biz seni yalnızca bizim gibi bir beşerden başkası görmüyoruz; sana, sığ görüşlü olan en aşağılıklarımızdan başkasının uyduğunu görmüyoruz ve sizin bize bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Aksine, biz sizi yalancılar sanıyoruz" dedi. (Hud Suresi, 27)

Ve Allah bu dünya hayatının çekici süslerine kanarak dinden uzaklaşan ve müminleri "düşük akıllı" olarak nitelendirenlere Kuran'da şöyle bir karşılık vermektedir:

Ve (yine) kendilerine: "İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin" denildiğinde: "Düşük akıllıların iman ettiği gibi mi iman edelim?" derler. Bilin ki, gerçekten asıl düşük-akıllılar kendileridir; ama bilmezler. (Bakara Suresi, 13)

Delilik iftirası

Tarihte müminlere yapılmış olan saldırıların en önemlilerinden birisi "delilik" iftirasıdır. İslam ahlakının yaygınlaşması için mücadele eden Bediüzzaman Said Nursi de aynı suçlamayla birçok defa karşılaşmıştır. Kuran'da, müminlere yöneltilen delilik iftirası bazı ayetlerde şöyle bildirilir:

(Firavun) Dedi ki: "Şüphesiz size gönderilmiş bulunan elçiniz, gerçekten bir delidir." (Şuara Suresi, 27)
Kendilerinden önce Nuh kavmi de yalanlamıştı; böylece kulumuz (Nuh)u yalanladılar ve: "Delidir" dediler. O 'baskı altına alınıp engellenmişti.' (Kamer Suresi, 9)

Bediüzzaman'ın hayatında bu konuda yaşanmış çok net bir örnek vardır: 1908 yılında, dini konularda tartıştığı için Yıldız Askeri Mahkemesi'ne sevkedilmiş ve burada iki Yahudi, bir Rum, bir Ermeni ve bir Türk doktordan oluşan heyet kendisine "akli dengesi bozuk" raporu vermiştir. Daha sonra sevkedildiği akıl hastanesindeki doktor ise Bediüzzaman'ın kendisiyle konuşması sonucunda "Bu adamda delilik varsa, dünyada akıllı yoktur" demiştir. Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursi, s. 89-95

Bediüzzaman bundan sonra da söz konusu çevrelerin etkisi altında bulunan yayınlarda sık sık delilik suçlamasıyla karşılaşmıştır.

Ancak Bediüzzaman'ın büyük bir mütefekkir olduğunu, zekasını, aklını, ferasetini, basiretini, samimiyetini ona dost ve düşman olan herkes bilmektedir. Arkasında bırakmış olduğu, iman hakikatlerini ve Kuran'ın gerçeklerini samimi ve akılcı bir üslupla ele aldığı büyük eseri de onun gerçek karakterinin göstergesidir.

Çevresindekileri kandırıp, saptırma iddiası



Din ahlakından uzak kişiler her zaman insanları doğru yola çağıran, bu konuda önde giden kişileri diğer inananları kandırmakla, yalan söyleyerek doğru yoldan ayırmakla suçlamışlardır. Asıl doğru yoldan ayrılanlar kendileri oldukları halde, Allah'ın indirdiği kitaba uyanları bu şekilde suçlamaları, onların aslında dinin özüne karşı savaş açtıklarının da bir göstergesidir. Kuran'da inkarcıların bu iftiraları şöyle bildirilir:

Dediler ki: "Bunlar her halde iki sihirbazdır, sizi sihirleriyle yurdunuzdan sürüp-çıkarmak ve örnek olarak tutturduğunuz yolunuzu (dininizi) yok etmek istemektedirler." (Taha Suresi, 63)


Sapkınlık iftirası

Bediüzzaman'a karşı yapılan suçlamalardan birisi de onun İslam'ın dışında sapkın bir inancı savunduğu şeklindedir. Bediüzzaman'ın, Kuran ve Sünnet'e uymadığı, kendine göre bir din uydurduğu şeklindeki provokasyonların amacı, halkı ve konuyu ayrıntısıyla bilmeyen bazı dindar çevreleri kışkırtmaktır. Bu suçlamanın aynısının geçmişte yaşamış olan müminlere de yöneltildiği Kuran ayetlerinde şöyle haber verilmektedir:

Kavmin önde gelenleri: "Gerçekte biz seni açıkça bir 'şaşırmışlık ve sapmışlık' içinde görüyoruz" dediler. (Araf Suresi, 60)

Bunun için Bediüzzaman'ın bazı tutumları kasten yanlış yorumlanarak aleyhte propaganda için kullanılmıştır. Bediüzzaman bir mektubunda "Gizli bir komitenin kışkırtmasıyla bazı saf hocaların" kendi aleyhinde konuştuklarını ve "Said cuma cemaatine gelmiyor, sakal bırakmıyor" şeklinde kendisini suçladıklarını bildirmektedir.- Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur Külliyatı,Emirdağ Lahikası, s.48- Buna karşılık Bediüzzaman, bu provokasyon tarzındaki iddialara karşılık her zaman gerekli açıklamalar yapmıştır ve suçlamaların asılsızlığı anlaşılmıştır.

Bediüzzaman'a Kurulan Tuzaklar Hakkında komplo ve iftiralar düzenlenmesi

Nuh: "Rabbim, gerçekten onlar bana isyan ettiler; mal ve çocukları kendisine ziyandan başka bir şeyi arttırmayan kimselere uydular. Ve büyük büyük hileli-düzenler kurdular." (Nuh Suresi, 21-22)

Nuh Peygamberin de belirttiği gibi tarih boyunca, inkarcılar müminleri durdurmak için çeşitli yollar denemişlerdir. Komplo düzenlemek ve iftira atmak bunun en belirgin örneklerindendir. Bediüzzaman da bu yöntemle sık sık karşılaşmıştır.

Bu komploların örneklerinden biri Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursi adlı eserde anlatılmaktadır. Buna göre komploya katılanlardan biri bir içki dükkanında "Said'in hizmetçisi Said'e rakı aldı" diye yazar. Daha sonra içki dükkanındaki sarhoşlara kağıdı imzalatmaya çalışır.- Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursi, s.346- Bu komploda amaç, Bediüzzaman'ı asılsız iftiralarla suçlayarak, Müslüman halkın gözünde küçük düşürmek, dini yönden samimiyetsiz olduğu imajını yaratmaktır.

Bu asılsız iftiraların bir başka örneğini Bediüzzaman bir mektubunda anlatmaktadır. Kendi deyimiyle "resmi makamı işgal eden bir adam Şeytan'ın dahi aklına gelmeyecek bir iftira atmış" ve geceleri Bediüzzaman'ın sabaha kadar alem yaptığını ve yine Bediüzzaman'ın ifadesiyle "Tabaklarla baklavalar yenildiğini, fahişe ve namussuzların Bediüzzaman'ın evine girip çıktığını" şöylemiştir. Buna karşılık Bediüzzaman şöyle cevap verir:
"Halbuki benim kapım geceleyin dışardan ve içerden kilitliydi ve sabaha kadar bir bekçi o bedbahtın (iftira atan adamın) emriyle kapımı bekliyordu." Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur Külliyatı, Tarihçe-i Hayat, s.451

Görüldüğü gibi bu kişiler, halkı Bediüzzaman'dan soğutmak için fuhuşla, içkiyle suçlayacak kadar sinsi tuzaklar hazırlamışlardır. Fakat unutmamak gerekir ki Allah Kuran'da bu tarz tuzakların inananlara bir zarar veremeyeceğini ve herşeyin sonucunun müminlerin hayrına olacağını şöyle müjdelemiştir:

Onlardan öncekiler de hileli-düzenler kurmuşlardı; fakat düzen kuruculuğun (tedbirlerin, karşılık vermelerin) tümü Allah'a aittir. Her bir nefsin ne kazandığını O bilir. Bu yurdun sonu kimindir, inkar edenler pek yakında bileceklerdir. (Rad Suresi, 42)

Bediüzzaman da kendisine yöneltilen tüm bu suçlamalardan temizlenmiş, bu asılsız iftiraları atanlar ise kendi kendilerini küçük düşürmüşlerdir.

Yurdundan sürülmesi

Kavminin önde gelenlerinden büyüklük taslayanlar (müstekbirler) dediler ki: "Ey Şuayb, seni ve seninle birlikte iman edenleri ya ülkemizden sürüp-çıkaracağız veya mutlaka bizim dinimize geri döneceksiniz." (Şuayb:) "Biz istemesek de mi?" dedi. (Araf Suresi, 88)

Dediler ki: "Ey Lut, eğer (bu söylediklerine) bir son vermeyecek olursan, gerçekten (burdan) sürülüp çıkarılanlardan olacaksın." (Şuara Suresi, 167)


Allah yukarıdaki ayetlerde olduğu gibi birçok ayetinde müminlerin bulundukları yerlerden sürüldüklerini bildirmiştir. Bediüzzaman'ın hayatında en çok karşılaştığı cezalardan birisi de sürgündür. Bu mübarek insanın verdiği mücadeleyi fikren susturamayan masonlar vs. gibi çeşitli çevreler, çareyi onu uzak yerlere sürgün etmekte bulmuşlardır. Bediüzzaman sırasıyla Barla'ya, Kastamonu'ya, Emirdağ'a ve Isparta'ya sürülmüştür.

Kasabalarda, köylerde, en ücra köşelerde binbir sıkıntı içinde zorla tutulmuş, kimseyle görüşmemesi için, kimi zaman bulunduğu köye dışarıdan giriş yasaklanmıştır. Ölümünden iki gün önce çok hasta iken geldiği Urfa'dan bile sürülmek istenmiştir. Öğrencilerinin ve bazı vicdan sahibi kimselerin ısrarları sonucunda son anda sürülmekten kurtulmuş ve bu olaydan sonra vefat etmiştir.

Münafıkların musallat olması

Bediüzzaman'ı ve talebelerini durdurmak için kullanılan yöntemlerden birisi de, bu halis insanların arasına iki yüzlü kişilerin sokulmasıdır. Bu kişilerin görevi Bediüzzaman ve talebeleriyle ilgili gelişmeleri din düşmanlarına bildirmek ve daha sonra bu çevrelerin etkisi altındaki basında bu insanlar hakkında aleyhte yazılar çıkmasını sağlamaktır.

Bunun örneklerinden birisi 1964 yılında Cumhuriyet'te yayınlanan "İnanç Sömürücüleri" isimli yazı dizisidir. Kendisini dindar olarak gösterip, Nur talebeleri arasına sızan, defalarca Bediüzzaman'ın yanında bulunan Yılmaz Çetiner isimli şahıs, daha sonra bu mümin topluluğu hakkında akıl almaz iftiralar ortaya atmıştır. Bediüzzaman bir sözünde aralarına giren bir casusu şu şekilde anlatır:

"Hem bir dessas casus adam, Risale-i Nur talebeleri aleyhinde çalışıyordu ki, onları hapse attırsın. Bir gün -serbest olarak- "Ben bir ipucu bulamadım ki, bunları hapse soksam. Eğer bir ipucu bulsam, onları hapse sokacağım." diye ilân ettiği vakitten iki gün sonra bir iş yapıp, Risale-i Nur talebeleri yerinde, o adam iki sene hapse girdi." Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur Külliyatı, Kastamonu Lahikası, s. 217

Bediüzzaman, kendisine karşı düzenlenen bütün bu komplo, saldırı ve iftiralara rağmen yürüttüğü mücadeleden hiçbir taviz vermemiştir. Ona yapılanlar kendisinin ve talebelerinin şevkini ve kararlılığını artırmaktan başka bir şeye yaramamıştır. Kuran'da vaat edildiği gibi inkar edenlerin tuzakları boşa çıkmıştır. Allah inkarcıların tuzaklarının boşa çıkacağını ayetlerinde şöyle bildirir:

Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah, Kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor. Müşrikler istemese de O dini (İslam'ı) bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O'dur. (Tevbe Suresi, 32-33)

Andolsun, (peygamber olarak) gönderilen kullarımıza (şu) sözümüz geçmiştir: Gerçekten onlar, muhakkak nusret (yardım ve zafer) bulacaklardır. (Saffat Suresi, 171-172)

Bediüzzaman tarih boyunca Allah yolunda zulüm görmüş samimi müminlerden biridir. Ancak bilinmelidir ki, bir müminin hayatı boyunca karşılaştığı her zorluk, her sıkıntı, işitmekten hoşlanmayıp da işittiği her söz ve her iftira o müminin hayrınadır. Mümin tüm bunlara sabır gösterip, tevekkül ettikçe onun cennetteki mekanı daha da genişler, daha güzelleşir, makamı daha da artar. Dünyada ise Allah müminlere üstünlük vaat etmiştir. Bu nedenle inkarcılar ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar yaptıkları boşa gider. Hatta onlara cehennem azabı olarak geri döner.
Bediüzzaman'ın yanısıra İmam-ı Azam, İmam-ı Ahmed, İbn-i Hanbel gibi İslam büyükleri de başta Hz. Yusuf Medresesi olmak üzere birçok sıkıntı, işkence ve zulme maruz kalmışlar, "tutuklanarak", "sürülerek", "baskı altına alınarak" engellenmeye çalışılmışlardır. Bediüzzaman, Hz. Yusuf Medresesi'nde bulunan ve çeşitli zorluklara göğüs geren İslam alimleri için şöyle der:

"Hem kalbime geldi ki, madem İmam-ı A'zam gibi en büyük müçtehidler hapis çekmiş ve İmam-ı Ahmed ibn-i Hanbel gibi bir büyük mücahide, Kur'an'ın bir tek mes'elesi için hapiste pek çok azap verilmiş. Ve şikayet etmeyerek tam bir sabır ile sebat edip o mes'elelerde sükut etmemiş. Ve pek çok imamlar ve alimler, sizlerden pek çok ziyade azap verildiği halde, tam bir sabır içinde şükredip sarsılmamışlar. Elbette sizler, Kuran'ın birçok hakikatleri için pek büyük sevap ve kazanç aldığınız halde pek az zahmet çektiğinize binler teşekkür etmek borcunuzdur." Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur Külliyatı, Yirmialtıncı Lema, s. 265